5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu m. 107/4 ve TCK m. 58/9 hükümlerinin her ikisi de örgütlü suçlarda 2/3'lük bir koşullu salıverilme oranına işaret etmektedir (m. 58/9, CİK m. 108'e atıf yapar, m. 108 de 2/3 oranını öngörür). Bu durumda, bu iki ayrı düzenlemenin varlığı pratikte bir fark yaratır mı? Makale yazarı bu konuda ne gibi bir soruna işaret etmektedir?
Makale yazarı, bu durumu 'kavramsal farklılıklardan kaynaklanan sorunların bir örneği' olarak nitelendirmektedir. Her ne kadar sonuçta uygulanan koşullu salıverilme oranı (2/3) aynı olsa da, iki ayrı düzenlemenin varlığı ve farklı kavramlar kullanması hukuki belirsizlik ve tutarsızlık yaratmaktadır. Yazar şu soruyu sormaktadır: Eğer sonuç aynı ise, neden örgüt üyelerini CİK m. 107/4'e tabi tutarken, hiyerarşik yapıya dahil olmayan ama örgüt adına suç işleyenleri TCK m. 58/9 yollamasıyla CİK m. 108'e tabi tutmak gibi karmaşık bir ayrıma gidilmektedir? Bu durum, kanun yapma tekniğindeki bir zafiyete ve kavramsal tutarsızlığa işaret eder. Farklı hükümlerin, farklı tanımlara (örn: m. 107/4 'örgüt faaliyeti', TCK m. 6/1-j 'örgüt mensubu') dayanması, hangi durumda hangi hükmün uygulanacağı konusunda tereddütlere yol açar. Örneğin, sadece örgüte yardımdan ceza alan birinin durumu m. 107/4'e girmezken, m. 58/9 açısından da 'örgüt mensubu' sayılıp sayılmayacağı tartışmalıdır. Bu ikili yapı, uygulayıcılar için kafa karıştırıcıdır ve 'öngörülebilirlik' ilkesini zedeler. Yazar, bu nedenle yeknesak ve uyumlu bir yasal düzenleme yapılması gerektiğini savunmaktadır. (Bkz: sen.av.tr, 'Örgüt Suçlarında Kavramsal Sorunlar...')