Bir kimse, hakkında yürütülen bir ceza soruşturmasında, kendisiyle görüşen tanığın beyanlarını, tanığın rızası olmadan kaydedip daha sonra bu kaydı soruşturma dosyasına delil olarak sunmuştur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2020/1770 E., 2024/1171 K. sayılı kararındaki onama gerekçesi, 'delil elde etme' amacı ile 'özel hayatın gizliliği' arasındaki çatışmayı nasıl çözmektedir? Bu çözümün makale yazarı tarafından neden eleştirildiğini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #73078

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bu çatışmayı 'delil elde etme' amacı lehine ve sanığın 'hukuka aykırı hareket etme bilincinin' bulunmadığı gerekçesiyle çözmektedir. Karara göre, sanıkların amacı bir başkasının özel hayatına müdahale etmek değil, haklarında yürütülen dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma iddialarını ispatlamaktır. Bu amaçla ve planlı bir şekilde (tanığı işyerine çağırarak) yaptıkları gizli kaydı, başka kişilerle paylaşmayıp sadece soruşturma dosyasına sunmaları, TCK m. 133 veya m. 134'teki suçun manevi unsurunun oluşmadığı şeklinde yorumlanmıştır. Makale yazarı bu çözümü şu nedenlerle eleştirmektedir: 1) Planlılık: Olay, YCGK'nın aradığı gibi 'ani gelişen' bir durum değildir, aksine planlı bir tuzaktır. 2) Suçun Manevi Unsuru: Özel hayatın gizliliğini ihlal suçları genel kastla işlenir. Sanıkların, kaydın rıza dışı olduğunu bilmeleri ve kaydetmeyi istemeleri kastın varlığı için yeterlidir; 'ispat amacı' gibi bir saik, kastı ortadan kaldırmaz. 3) Hukuka Aykırı Hareket Etme Bilinci: Bu bilincin yokluğu, ancak TCK m. 30/4'teki 'kaçınılmaz haksızlık hatası' halinde söz konusu olabilir ki somut olayda böyle bir durumdan bahsedilemez. 4) Hukuka Aykırı Delil: Bu yolla elde edilen delil, CMK ve Anayasa uyarınca hukuka aykırıdır ve aleyhe kullanılamaz. Yazar, bu tür kararların kişilerin kendi adaletini sağlamaya yönelik yasa dışı delil toplama eylemlerini meşrulaştırma riski taşıdığını belirtmektedir. (Bkz: sen.av.tr, 'Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Haksız Saldırı...')