Bir hukuk davasında, davalının yokluğunda yapılan bir celsede mahkeme, davacı vekilinin beyanını aldıktan sonra, HMK'daki usuli aşamaları (tahkikatın bittiğinin tefhimi, sözlü yargılama için gün verilmesi vb.) atlayarak davayı karara bağlamıştır. Davalı vekilinin temyiz dilekçesinde, bu usul hatasının 'savunma hakkının kısıtlanması' olduğunu ileri sürmesi haklı mıdır? Bu durumun HMK m. 27 ile ilişkisini kurunuz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #73070

Evet, davalı vekilinin bu iddiası son derece haklıdır. Yargılamadaki usuli aşamaların atlanarak karar verilmesi, doğrudan doğruya 'savunma hakkının' ve onun temelini oluşturan 'hukuki dinlenilme hakkı'nın (HMK m. 27) ihlalidir. Hukuki dinlenilme hakkı, tarafların; a) Yargılama hakkında bilgi sahibi olma, b) Açıklama ve ispat hakkını kullanma, c) Mahkemenin, açıklamalarını dikkate alarak karar vermesini bekleme haklarını içerir. Tahkikatın bittiği usulünce tefhim edilmeyen, toplanan deliller hakkında bütüncül bir değerlendirme yapma (HMK m. 184) ve son sözlerini söyleme (HMK m. 186) imkanı verilmeyen bir tarafın, açıklama ve ispat hakkı, dolayısıyla savunma hakkı kısıtlanmış olur. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre (örneğin Yargıtay 19. HD, 2016/15196 E. sayılı karar), bu tür usul hataları, adil yargılanma hakkını temelden zedelediği için tek başına bir bozma nedenidir. (Bkz: barandogan.av.tr, 'HMK Madde 184...')