Ceza yargılamasında hukuka aykırı delillerin kullanılma yasağının mutlaklığı konusunda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/10-642 E., 2014/302 K. sayılı kararında atıf yapılan görüş nedir? Bu görüş, 'adil yargılanmanın bütünlüğü' ilkesi açısından ne anlama gelmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #73021

YCGK'nın anılan kararında, delil yasakları konusunda mutlak olmayan, daha esnek bir yaklaşıma sahip görüşlere de atıf yapılmıştır. Bu görüşe göre, bir delilin hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olması, onun her durumda yargılamada kullanılmasına mutlak bir engel teşkil etmez. Önemli olan, yargılamanın bir bütün olarak adil (fair) olup olmadığıdır. Eğer delil elde edilirken ihlal edilen kural, sanığın temel bir hakkını ihlal etmiyor ve adil yargılanma ilkesini esastan zedelemiyorsa (örneğin, arama kararının usulüne uygun olmasına rağmen arama sırasında hazır bulunması gereken kişilerin bulundurulmaması gibi şekli bir eksiklik), bu delilin yargılamada değerlendirilmesi ve hükme esas alınması mümkün olabilir. İHAM'ın da bazı kararlarında (örn: Khan/Birleşik Krallık) benimsediği bu yaklaşıma göre, mahkeme, hukuka aykırı delilin kullanılmasının yargılamanın bütününün adilliğini zedeleyip zedelemediğini tartmalıdır. Eğer sanığın savunma hakları (delile itiraz etme, delilin güvenilirliğini tartışma imkanı vb.) tam olarak sağlanmışsa ve karar sadece bu delile dayanmıyorsa, delilin kullanılması adil yargılanmayı ihlal etmeyebilir. Ancak bu görüş, Anayasa m. 38/6'daki 'Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez' şeklindeki mutlak yasak ve CMK m. 217/2 ile ne ölçüde bağdaştığı konusunda ciddi tartışmalara açıktır. YCGK bu görüşe sadece atıf yapmış, kendi kararını bu görüş üzerine değil, CMK m. 135/2'nin yorumu üzerine kurmuştur. (Bkz: sen.av.tr, 'Tanıklıktan Çekinme Hakkı Olanların İletişiminin Denetlenmesi')