Bir anonim şirketin temsilcisi, şirketin işletme konusu dışında bir işlem yaparak şirketi üçüncü bir kişiye karşı borç altına sokmuştur. Üçüncü kişinin kötü niyetli olduğu (işlemin konu dışı olduğunu bildiği) şirket tarafından ispatlanmıştır. Bu durumda yapılan işlemin hukuki yaptırımı nedir? Doktrindeki 'yetkisiz temsil' ve 'iptal kabiliyeti' görüşlerini karşılaştırınız.
Şirketin, üçüncü kişinin kötü niyetini veya bilmesi gereken durumda olduğunu ispatlaması halinde işlem şirketi bağlamaz (TTK m. 371/2). Ancak bu 'bağlamamanın' hukuki niteliği doktrinde tartışmalıdır. Makalede de atıf yapılan iki temel görüş şunlardır: 1) Yetkisiz Temsil Görüşü: Bu görüşe göre, temsilcinin işletme konusu dışına çıkması, temsil yetkisinin aşılması anlamına gelir ve bu durumda Türk Borçlar Kanunu'ndaki yetkisiz temsil hükümleri (TBK m. 46-47) kıyasen uygulanır. Buna göre, yapılan işlem 'askıda geçersizdir'. Şirketin en yetkili organı olan genel kurul, bu işleme sonradan 'icazet' (onay) vererek işlemi geçerli hale getirebilir. İcazet verilinceye kadar işlem şirketi bağlamaz, üçüncü kişi de işlemle bağlı değildir. 2) İptal Kabiliyeti Görüşü: Bu görüşe göre, TTK m. 371/2'nin lafzı ('şirket işlemle bağlı olmaz') ve amacı, hakkın şirkete tanınmış bir 'bozucu yenilik doğuran hak' olduğunu göstermektedir. Buna göre, işlem başlangıçta geçerlidir, ancak şirket, üçüncü kişinin kötü niyetini ispat ederek bu işlemi 'iptal etme' hakkına sahiptir. Şirket bu hakkını kullanana kadar işlem geçerli olarak tarafları bağlar. Bu durum, irade sakatlığı hallerindeki iptal kabiliyetine benzetilmektedir. İki görüş arasındaki temel fark, işlemin başlangıçtaki hukuki durumudur; ilkinde işlem baştan itibaren askıda geçersizken, ikincisinde iptal edilene kadar geçerlidir. (Bkz: sen.av.tr, '6102 Sayılı Kanun Kapsamında Ultra Vires İlkesinin Uygulanması')