Bir boşanma davasında davacı, iddialarını ispatlamak amacıyla, davalı eşiyle evlerinde yaptıkları bir konuşmayı gizlice kayda alıp mahkemeye delil olarak sunmuştur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 27.11.2023 tarihli kararında belirtilen 'hukuka aykırı hareket etme bilinciyle davranmadığı' gerekçesi, TCK m. 134'te düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun manevi unsurunu ortadan kaldırır mı? Bu gerekçenin hukuki dayanağını ve eleştirisini yapınız.
Makalenin yazarına göre, bu gerekçe suçun manevi unsurunu ortadan kaldırmaz ve hukuken sorunludur. TCK m. 134'te düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, genel kast ile işlenebilen bir suçtur; failin belirli bir saikle (amaçla) hareket etmesi aranmaz. Failin, karşı tarafın rızası olmadan özel hayatına müdahale ettiğini bilmesi ve istemesi, suçun manevi unsurunun oluşumu için yeterlidir. 'İddialarını ispatlama amacı', bu bilme ve istemeyi ortadan kaldıran bir durum değildir. Yargıtay'ın kullandığı 'hukuka aykırı hareket etme bilinciyle davranmama' ifadesi, ancak TCK m. 30/4'te düzenlenen ve kişinin işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda 'kaçınılmaz bir hataya' düşmesi halinde ceza sorumluluğunu kaldıran 'haksızlık yanılgısı'na tekabül edebilir. Ancak bir kişinin, eşinin konuşmasını gizlice kaydetmenin hukuka aykırı olduğunu bilmemesi, hele ki bir dava sürecinde, kaçınılmaz bir hata olarak kabul edilemez. Yazar, bu tür Yargıtay kararlarının, suçu ortadan kaldırmak için kanunda yer almayan bir 'hukuka uygunluk sebebi' veya 'kastı kaldıran neden' ihdas ettiğini ve bu durumun 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmektedir. Bu yaklaşım, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 'ani gelişen durum' gibi daha dar ve somut kriterler arayan içtihadından da ayrılmaktadır. (Bkz: sen.av.tr, 'Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Haksız Saldırı...')