5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 245. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen 'Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu'nun maddi unsurlarını ve bu suçun 765 sayılı TCK dönemindeki tartışmaları da dikkate alarak bağımsız bir suç olarak düzenlenmesinin gerekçesini Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ışığında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #71209

TCK m. 245/1'de düzenlenen 'Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması' suçunun maddi unsurları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (örn. 2017/754 E., 2019/659 K.; 2020/281 E., 2022/426 K.) yerleşik içtihadına göre şunlardır: 1. **Başkasına ait bir banka veya kredi kartının, her ne suretle olursa olsun ele geçirilmesi veya elde bulundurulması:** 'Her ne suretle olursa olsun' ifadesi, kartın hukuka uygun (örneğin sahibinin rızasıyla teslim ancak kullanım rızası olmadan) veya hukuka aykırı (hırsızlık, dolandırıcılık gibi) yollarla elde edilmesinin suçun oluşumu açısından önem taşımadığını belirtir. Önemli olan, failin kartı hukuka aykırı yarar elde etme kastıyla kullanmasıdır. 2. **Kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın kartın kullanılması veya kullandırılması:** Aslolan, kartın kullanılmasındaki rızasızlıktır. 3. **Kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlaması:** Sağlanan yararın ekonomik nitelikte olması gerektiği kabul edilir. Bu suç, 765 sayılı TCK'da karşılığı bulunmayan yeni bir düzenlemedir. Maddenin gerekçesinde ve Yargıtay kararlarında (örn. Ceza Genel Kurulu 30.03.2010 tarihli ve 17-65 sayılı karar), bu fiillerin aslında hırsızlık, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçlarının 'ratio legis'lerini (kanun koyucunun amacını) içermesine rağmen, uygulamadaki duraksamaları ve içtihat farklılıklarını önlemek amacıyla bağımsız bir suç haline getirildiği belirtilmiştir. Bu bağımsız düzenleme, TCK m. 245/1 suçunun 'bileşik suç' niteliğinde olmadığını da ortaya koymuştur. Bu nedenle, kartın hukuka aykırı yollarla ele geçirilmesi durumunda (örneğin hırsızlık), TCK m. 245/1'deki suç ile bu diğer suç arasında 'gerçek içtima' kuralı uygulanarak failin her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılması esası benimsenmiştir.