Bir sanığın, nikahsız birlikteliğinden doğan ve ölen bebeğiyle ilgili olarak yapılan yargılamada, eyleminin TCK m. 83/3 (ihmal suretiyle kasten öldürme) ve m. 21/2 (olası kast) yerine, TCK m. 82/1-d-e (altsoya ve çocuğa karşı kasten öldürme) uyarınca değerlendirilmesi gerektiği yönündeki Yargıtay kararının ardındaki mantık nedir? (Yargıtay 1. CD, 2008/7098 E.)
Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2010/3459 K. sayılı bu kararında, sanıkların bebeği istememeleri, doğum sonrası beslememeleri, terk etme girişimleri ve son olarak ıssız bir yere bırakarak ölüme terk etmeleri şeklindeki eylem bütünlüğü dikkate alınmıştır. Yargıtay, bu davranışların sadece bir 'ihmal' olmadığını, aksine sanıkların 'eylem ve irade birliği içinde' hareket ederek, bebeğin ölüm neticesini öngördükleri ve kabullendikleri sonucuna varmıştır. Sanıkların bu zincirleme eylemleri, pasif bir ihmalden öte, aktif bir şekilde bebeği ölüme sürükleme iradesini göstermektedir. Bu nedenle Yargıtay, eylemin ihmal suretiyle değil, doğrudan kasten (ve hatta nitelikli hal olan altsoyu öldürme) olarak değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Olası kast yerine doğrudan kastın varlığı, sanıkların ölüm neticesini 'olursa olsun' demekten öte, bu sonucu hedefledikleri veya en azından kaçınılmaz olarak gördükleri şeklinde yorumlanmıştır. (Kaynak: https://barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-97-terk-sucu.html)