Sanığın, gayriresmi birlikteliğinden doğan ve hasta olan çocuğunu hastaneye getirip tedavisini başlattıktan sonra hastanede bırakıp bir daha geri almaması şeklindeki eylemi, Yargıtay tarafından neden TCK m. 97 kapsamında 'terk suçu' olarak değil, TCK m. 233 kapsamında 'aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali' suçu olarak değerlendirilmiştir?
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2019/5624 sayılı kararında ele alınan bu olayda, sanığın eyleminin TCK m. 97'deki terk suçunu oluşturmamasının temel nedeni, suçun maddi unsuru olan 'kendi haline terk' fiilinin gerçekleşmemiş olmasıdır. Terk suçunun oluşabilmesi için, mağdurun koruma ve gözetimden yoksun, tehlikeli bir duruma bırakılması gerekir. Oysa sanık, hasta olan çocuğunu bir sağlık kuruluşuna, yani hekim ve hemşire gibi koruma ve gözetim yükümlülüğünü üstlenebilecek yetkin kişilerin ve kurumun kontrolüne bırakmıştır. Mağdur, kendi haline değil, bir hastanenin bakımına terk edilmiştir. Bu durumda mağdurun hayatı veya sağlığı açısından somut bir tehlike yaratılmamıştır. Yargıtay bu nedenle 'kendi haline terk' unsurunun oluşmadığına karar vermiştir. Ancak sanığın çocuğuna karşı olan genel bakım ve gözetim yükümlülüğünü ihlal etmesi nedeniyle, eyleminin daha hafif bir suç olan TCK m. 233'te düzenlenen aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçunu oluşturacağını belirtmiştir. (Referans: terk-sucu, Yargıtay 4.CD E.2019/5624, K.2021/25940)