Yargıtay 4. CD 06.03.2013 tarihli, 2010/17352 E. sayılı kararında, sanığın dükkan bahçesinden geçmesine izin vermeyen mağduru yaralaması eyleminde, TCK m.108'deki cebir suçunun uygulanması neden yetersiz gerekçeye dayalı bulunarak bozulmuştur? Mahkemenin hangi ayrımı yapması gerekirdi?
Karar, mahkemenin sanığın eyleminin arkasındaki 'amaç' unsurunu yeterince araştırmadan ve gerekçelendirmeden TCK m.108'i uyguladığı için bozulmuştur. Mahkemenin yapması gereken ayrım şuydu: Sanık, mağduru 'bahçeden geçmeye izin vermesini sağlamak amacıyla' mı yaralamıştır, yoksa 'mağdurun izin vermemesinden doğan ani bir kızgınlıkla' mı yaralamıştır? Eğer amaç, mağdurun iradesini zorlayarak geleceğe yönelik bir eyleme (geçişe izin verme) müsaade etmesini sağlamak ise, bu durum TCK m.108'deki cebir suçunu oluşturur. Ancak eğer yaralama, geçmiş bir eyleme (izin vermeme) duyulan öfkenin bir sonucuysa ve geleceğe yönelik bir zorlama amacı taşımıyorsa, bu durumda eylem TCK m.86'daki basit kasten yaralama suçunu oluşturur. Yargıtay, mahkemenin bu kritik manevi unsur ayrımını yapmadan, yani sanığın kastını netleştirmeden, doğrudan daha ağır bir yaptırım içeren cebir suçunu uygulamasını yetersiz gerekçe olarak görmüş ve kararı bozmuştur. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/cebir-sucu-cezasi-tck-108/)