Kanun yolu süresini kusurlu olarak kaçıran bir müdafiin TCK m.257 (görevi kötüye kullanma) uyarınca cezai sorumluluğu, sanığa ayrıca tebligat yapılıp yapılmaması ve bu tebligatın sonuçları ile nasıl bir ilişki içindedir? Tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #69286

Bu iki konu arasında doğrudan bir ilişki vardır. TCK m.257'deki görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, görevin gereklerine aykırı hareket veya ihmal sonucunda 'kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olma' şeklinde bir neticenin gerçekleşmesi (objektif cezalandırma şartı) gerekir. Eğer bir ceza davasında, yoklukta verilen kararın sadece müdafie tebliğ edildiği ve bu tebliğ ile kanun yolu süresinin kesin olarak başladığı kabul edilirse, müdafiin bu süreyi kusurlu olarak kaçırması, sanığın kanun yoluna başvuru hakkını kaybetmesine, yani açık bir 'mağduriyetine' neden olur. Bu durumda müdafiin TCK m.257'den sorumluluğu gündeme gelebilir. Ancak, yazarın da işaret ettiği gibi, eğer sanığa ayrıca yapılan tebligatla sanık için yeni bir temyiz süresinin başlayacağı kabul edilirse, müdafiin süreyi kaçırması sanık açısından bir hak kaybına ve dolayısıyla bir mağduriyete yol açmaz. Çünkü sanık, kendi tebligatından sonra süresi içinde bizzat kanun yoluna başvurabilir. Bu ikinci senaryoda, TCK m.257'nin objektif cezalandırma şartı gerçekleşmeyeceği için müdafiin cezai sorumluluğu doğmaz. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/kanun-yollari-suresi-ne-zaman-islemeye-baslar)