Danıştay 1. Dairesi'nin bir kararında, bir dekanın öğretim üyesine yönelik mobbing niteliğindeki eylemleri nedeniyle 'görevi kötüye kullanma suçu' kapsamında ceza mahkemesinde yargılanması gerektiğine hükmetmesi, idari bir fiilin aynı zamanda cezai sorumluluk doğurabileceğini nasıl göstermektedir?
Bu karar, aynı fiilin hem idare hukuku hem de ceza hukuku alanında farklı sonuçlar doğurabileceğini göstermesi açısından önemlidir. İdari bir makamda bulunan dekanın, hiyerarşik yetkilerini bir öğretim üyesini yıldırmak amacıyla kötüye kullanması (örneğin, yurt dışı görevlendirmesini keyfi olarak engellemesi), idare hukuku açısından 'hizmet kusuru' oluşturur ve idarenin tazminat sorumluluğunu doğurur. Ancak, bu eylem aynı zamanda TCK m.257'de tanımlanan 'görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine neden olma' suçunun unsurlarını da taşıyorsa, failin ayrıca cezai sorumluluğu da gündeme gelir. Danıştay'ın men-i muhakeme kararını kaldırarak ceza yargılamasının yolunu açması, idari yetkinin kötüye kullanılmasının sadece bir disiplin veya tazminat konusu değil, aynı zamanda şartları oluştuğunda bir suç teşkil edebileceğini ve bu iki sorumluluğun birbirinden bağımsız olarak ilerleyebileceğini göstermektedir. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/idare-hukukunda-mobbing/)