Tebligat Kanunu m.11/1'in son cümlesindeki 'Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.' ifadesi, kanun yolu sürelerinin başlangıcı konusunda nasıl bir yoruma yol açmaktadır? Sanığa yapılan tebligatın da yeni bir süre başlatması gerektiğini savunan görüşün temel argümanı nedir?
Tebligat Kanunu m.11/1'in bu 'saklı tutma' hükmü, ceza yargılamasının hukuk yargılamasından farklı dinamiklere sahip olduğunu ve sanığın statüsünün vekile vekalet veren müvekkilden farklı olduğunu vurgular. Sanığa yapılan tebligatın da yeni bir kanun yolu süresi başlatması gerektiğini savunan görüş (YCGK kararındaki karşı oy ve Yargıtay C. Başsavcılığı'nın itirazı bu yöndedir), bu hükmü temel dayanak olarak alır. Bu görüşe göre, kanun koyucu bu istisnai hükmü getirerek ceza yargılamasında tebligatın sadece müdafie yapılmasını yeterli görmemiş, sanığın bizzat bilgilendirilmesini ve kendi kanun yolu hakkını (CMK m.260) müdafiinden bağımsız olarak kullanabilmesini güvence altına almak istemiştir. Sanık, müdafiinden bağımsız bir yargılama süjesi olduğuna göre, onun hakkını kullanabilmesi için sürenin de kendisine yapılan tebligatla başlaması gerekir. Aksi takdirde sanığa tebligat yapmanın hukuki bir anlamı kalmayacaktır. Bu argüman, sanığın hak arama hürriyetini daha geniş yorumlamaktadır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/kanun-yollari-suresi-ne-zaman-islemeye-baslar)