Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2017/5522 K. sayılı kararında, sanığın karakolda gerçek kimliğini bildirmesi ve tüm tutanakların gerçek kimliğine göre düzenlenmesi, TCK m.268'deki suçun unsurlarını neden ortadan kaldırmıştır?
Bu durumda TCK m.268'deki suçun unsurlarının oluşmamasının temel nedeni, suçun 'netice' unsurunun gerçekleşmemiş olmasıdır. TCK m.268, bir iftira suçu türevi olduğu için, sadece başkasının kimliğini kullanmakla tamamlanmaz; bu eylemin bir 'sonuç' doğurması gerekir. Bu sonuç, adli makamların yanıltılarak, kimliği kullanılan masum kişi hakkında bir soruşturma veya kovuşturma işlemi yapılmasına neden olunmasıdır. Karara konu olayda, sanık başlangıçta sahte kimlik ibraz etse de, karakolda yapılan işlemler sırasında gerçek kimliğini bildirmiş ve tüm resmi belgeler (ifade tutanağı, parmak izi formu vb.) sanığın kendi gerçek kimlik bilgilerine göre tanzim edilmiştir. Bu durumda, sanığın eylemi, kimliğini kullandığı masum kişi hakkında herhangi bir adli işleme yol açmamıştır. Yani, failin 'kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engelleme' ve 'başkası hakkında yapılmasına neden olma' amacı ve neticesi gerçekleşmemiştir. Suçun maddi unsuru olan netice eksik olduğu için, Yargıtay suçun oluşmadığına ve sanığın eyleminin olsa olsa Kabahatler Kanunu m.40/1 kapsamındaki 'kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak' kabahatini oluşturduğuna karar vermiştir. (İlgili metin: baskasina-ait-kimlik-bilgilerinin-kullanilmasi-sucu)