Yargıtay içtihatları, CMK m.237 uyarınca kamu davasına katılma hakkını 'suçtan doğrudan zarar görme' ile sınırlarken, bu yaklaşımın 'itibar zedelenmesi' veya 'güven kaybı' gibi zararları neden kapsam dışı bıraktığını, 'doğrudan' ve 'dolaylı' zarar ayrımı üzerinden açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #68395

Yargıtay'ın bu yaklaşımının temelinde, 'doğrudan zarar' ile 'dolaylı zarar' arasında yaptığı ayrım yatar. - Doğrudan Zarar: Suçun işlenmesiyle, suçun yasal tanımında korunan hukuki değerin vasıtasız olarak ihlal edilmesiyle ortaya çıkan zarardır. Örneğin, hırsızlık suçunda malvarlığı hakkının, yaralama suçunda vücut bütünlüğünün ihlali doğrudan zarardır. Yargıtay, kamu davasına katılma hakkını sadece bu tür zarara uğrayan 'suçun mağdurlarına' tanıma eğilimindedir. - Dolaylı Zarar: Suçun işlenmesi sonucunda, suçun mağduru olmayan ancak eylemden ikincil olarak, yansıma yoluyla etkilenen kişilerin uğradığı zarardır. Yargıtay, bir tüzel kişinin işlenen bir suç (örneğin, bir çalışanının rüşvet alması) nedeniyle toplum nezdinde 'itibarının zedelenmesini' veya 'ticari güveninin sarsılmasını', suçun doğrudan bir sonucu olarak değil, yansıyan, ikincil bir sonucu olarak görmektedir. Bu nedenle bu tür zararları 'dolaylı zarar' olarak nitelendirmekte ve dolaylı zarara uğrayanların kamu davasına katılma hakkı bulunmadığını kabul etmektedir. Bu yoruma göre, şirketin kendisi rüşvet suçunun mağduru değil, çalışanın eyleminden dolaylı olarak zarar görendir. Bu nedenle katılma talebi reddedilir. (İlgili metin: tuzel-kisilerin-suctan-zarar-goren-sifati-ile-kamu-davasina-katilabilmesi, İlgili Karar: YCGK 2017/5-563 E.)