Anayasa Mahkemesi'nin 2018/137 E. sayılı kararında, OHAL sonrası dönemde tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin dosya üzerinden karara bağlanmasına imkan tanıyan kuralın, CMK m.105'teki genel düzenlemeden farkı nedir ve bu fark neden ölçüsüz bir sınırlama olarak görülmüştür?
CMK m.105, tahliye talepleri üzerine Cumhuriyet savcısının veya sanığın/müdafiinin görüşü alındıktan sonra 'duruşma açarak veya dosya üzerinden' karar verilebileceğini, ancak talebin üç gün içinde karara bağlanması gerektiğini düzenler. Yani, dosya üzerinden karar bir seçenektir ve kısa bir süre öngörülmüştür. AYM'nin iptal ettiği kural ise, bu genel düzenlemeden ayrılarak, belirli suçlarda bu süreci önemli ölçüde sanık aleyhine değiştirmektedir. Farklar ve ölçüsüzlüğün nedenleri şunlardır: 1) Karar Verme Süresinin Uzatılması: Kural, mahkemelere tahliye taleplerini, resen tutukluluk incelemesiyle birleştirerek 'en geç otuzar günlük sürelerle' dosya üzerinden değerlendirme imkanı tanımaktadır. Bu, CMK m.105'teki üç günlük süreyi, 30 güne kadar uzatmaktadır. 2) Duruşmalı İncelemenin Ertelenmesi: Kural, duruşmalı incelemeyi 'en geç doksanar günlük' sürelere yaymaktadır. Bu, kişinin mahkeme huzurunda sözlü olarak savunma yapma imkanını üç aya kadar ertelemektedir. AYM'ye göre bu farklar ölçüsüz bir sınırlamadır çünkü; kişinin, tutuklama şartlarını ortadan kaldıran yeni ve esaslı bir delile dayanarak yaptığı tahliye talebinin dahi 30 gün boyunca karara bağlanmaması, etkili başvuru hakkını işlevsiz kılar. Ayrıca, bir kişinin hakim huzuruna çıkmadan 90 gün gibi uzun bir süre özgürlüğünden yoksun bırakılması, Anayasa'nın 19. maddesindeki 'kısa sürede karara bağlanma' ve 'makul aralıklarla dinlenilme' güvenceleriyle bağdaşmaz. Bu nedenlerle kural, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına orantısız bir müdahale olarak görülmüştür. (İlgili metin: anayasa-mahkemesinin-ohal-sonrasi-tedbirlere-iliskin-karari)