Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, CMK m.237 uyarınca kamu davasına katılma talebinde bulunan bir kişinin 'suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş olması' şartı aranmaktadır. Bu şart, TCK anlamında 'suçun mağduru' kavramıyla nasıl bir ilişki içindedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #68349

Yargıtay'ın 'suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş olma' şartı, esasen TCK anlamında 'suçun mağduru' kavramıyla büyük ölçüde örtüşmektedir. Ceza hukukunda 'mağdur', işlenen suç fiiliyle korunan hukuki değeri doğrudan ihlal edilen gerçek veya tüzel kişidir. Yani, suçun konusunu oluşturan hak veya menfaatin sahibidir. Yargıtay'ın 'doğrudan zarar' kriteri de tam olarak bunu ifade eder; zararın, suç eylemi ile zarar görenin hukuki değeri arasında bir aracı olmaksızın, vasıtasız bir şekilde ortaya çıkması gerekir. Örneğin: - Hırsızlık suçunda, malı çalınan kişi hem TCK anlamında mağdurdur hem de CMK anlamında suçtan doğrudan zarar görendir. - Kasten yaralama suçunda, vücut bütünlüğü ihlal edilen kişi hem mağdurdur hem de suçtan doğrudan zarar görendir. - Hakaret suçunda, onur, şeref ve saygınlığı zedelenen kişi hem mağdurdur hem de suçtan doğrudan zarar görendir. Bu nedenle, Yargıtay'ın katılma için aradığı 'doğrudan zarar' kriteri, uygulamada büyük oranda kişiyi 'suçun mağduru' olmaya indirgemektedir. Suçun mağduru olmayan ancak eylemden dolaylı olarak etkilenen kişiler (örneğin, öldürülenin yakınları, hakaret edilen şirketin hissedarları) ise genellikle 'dolaylı zarar gören' kabul edilerek katılma talepleri reddedilmektedir. (İlgili metin: tuzel-kisilerin-suctan-zarar-goren-sifati-ile-kamu-davasina-katilabilmesi)