Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2016/2060 K. sayılı kararında, hakkında yakalama kararı bulunan bir sanığın, kolluk kuvvetlerine başkasına ait kimlik bilgilerini vermesi eyleminin neden TCK m.268 yerine TCK m.206 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir?
Yargıtay'ın bu kararında eylemin TCK m.206 (Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan) kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin belirtilmesinin temel nedeni, TCK m.268'in (Başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması) 'özel kast' unsurunun olayda gerçekleşmemiş olmasıdır. Ayrım şöyledir: TCK m.268'in oluşması için failin, 'işlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek' amacıyla hareket etmesi gerekir. Yani fail, yeni bir adli sürecin kendisine karşı başlamasını veya ilerlemesini engellemeye çalışmalıdır. Karara konu olayda ise sanık, yeni bir suçun soruşturmasından kaçmamaktadır. Hakkında daha önceden yürütülmüş bir yargılama sonucunda verilmiş bir 'arama/yakalama kararı' bulunmaktadır. Sanığın amacı, yeni bir soruşturmayı engellemek değil, mevcut ve kesinleşmiş bir kararın 'infazından' kurtulmaktır. Bu durumda TCK m.268'in özel kast unsuru yoktur. Ancak sanık, bu amaçla, belge düzenleme yetkisine sahip olan kolluk kuvvetlerine kimliği hakkında yalan beyanda bulunmuş ve bu beyan üzerine bir yakalama veya ifade tutanağı gibi bir 'resmi belgenin' düzenlenmesine neden olmuştur. Bu eylem, doğrudan doğruya TCK m.206'nın tanımına uymaktadır. Bu nedenle Yargıtay, suç vasfında yanılgıya düşülerek TCK m.268'den hüküm kurulmasını hukuka aykırı bulmuş ve eylemin TCK m.206 olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. (İlgili metin: baskasina-ait-kimlik-bilgilerinin-kullanilmasi-sucu)