Bir tüzel kişinin, işlenen bir suçtan dolayı uğradığı 'itibar zedelenmesi' ve 'güven kaybı' gibi zararlar, Yargıtay içtihatlarına göre 'dolaylı zarar' kabul edilerek kamu davasına katılma hakkı vermemektedir. Bu yorumun, CMK m.237'de zararın 'maddi veya manevi' olması yönünde bir ayrım yapılmamış olması karşısındaki çelişkisini izah ediniz.
Yargıtay'ın bu yorumu ile CMK m.237'nin lafzı arasında belirgin bir çelişki bulunmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14.01.2014 tarihli ve 2014/6 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, kanunda 'suçtan zarar gören' ve 'mağdur' kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi, 'zararın maddi ya da manevi olduğu hususu bir ayırıma tabi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır'. 'İtibar zedelenmesi' ve 'güven kaybı', bir tüzel kişinin ticari hayatını ve marka değerini doğrudan etkileyen, açıkça 'manevi' nitelikte zararlardır. Kanun, manevi zararları dışlamadığı halde, Yargıtay'ın istikrarlı uygulamasında bu tür zararları 'dolaylı' olarak nitelendirip katılma hakkının dışında bırakması, kanunun lafzını daraltan bir yorumdur. Çelişki şuradadır: Yargıtay bir yandan zararın maddi veya manevi olabileceğini kabul ederken, diğer yandan 'itibar zedelenmesi' gibi tipik bir manevi zararı, 'doğrudan zarar' olmadığı gerekçesiyle kapsam dışı bırakmaktadır. Bu durum, 'doğrudan zarar' kriterini fiilen 'doğrudan maddi zarar' olarak yorumlamak anlamına gelmektedir ki bu, kanunun lafzında olmayan bir sınırlamadır. Metinde de bu durum, Yargıtay uygulamasındaki bir çelişki olarak eleştirilmektedir. (İlgili metin: tuzel-kisilerin-suctan-zarar-goren-sifati-ile-kamu-davasina-katilabilmesi)