Muris muvazaası davasında, miras bırakanın taşınmazını diğer mirasçıların bilgisi dışında devretmesi durumunda, muvazaa iddiasını ispat yükü kime aittir ve bu iddia hangi tür delillerle ispatlanabilir?
Muris muvazaası davasında, işlemin muvazaalı olduğunu, yani miras bırakanın gerçek amacının satış veya bağış değil, diğer mirasçılardan mal kaçırmak olduğunu ispat etme yükümlülüğü, davayı açan mirasçıya aittir (TMK m. 6). Ancak, mirasçı bu davada üçüncü kişi konumunda olduğundan, iddiasını her türlü delil ile (tanık, yemin, bilirkişi, keşif, belge vb.) ispat edebilir. Yargıtay uygulamasında, muvazaanın varlığına işaret eden ve davacı tarafından ileri sürülebilecek güçlü karineler şunlardır: - Devralanın alım gücünün olmaması. - Tapuda gösterilen satış bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasında fahiş bir oransızlık bulunması. - Miras bırakanın malını satmasını gerektirecek makul bir sebebinin olmaması. - Miras bırakan ile devralan arasındaki ilişki (diğer mirasçılara karşı husumet, devralana karşı özel bir sevgi veya minnet borcu vb.). - Devir işleminden sonra dahi miras bırakanın taşınmazı kullanmaya devam etmesi. Davacı mirasçı, bu gibi olguları ortaya koyarak işlemin gerçek bir satış olmadığına dair güçlü bir kanaat oluşturduğunda, ispat külfeti fiilen yer değiştirir ve bu kez davalı, işlemin muvazaalı olmadığını, geçerli bir hukuki nedene dayandığını (örneğin gerçek bir satış, bakım karşılığı devir, denkleştirme vb.) ispatlamak zorunda kalır. (İlgili metin: muvazaa-mirastan-mal-kacirma-davasi)