MÖHUK m. 54/b uyarınca, bir yabancı mahkeme ilamının Türkiye'de tanınabilmesi veya tenfiz edilebilmesi için 'Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması' gerekir. Yargıtay 8. HD'nin 2017/6609 E. sayılı kararında, vesayet kararının neden bu münhasır yetki kapsamında olmadığı savunulmuştur?
Yargıtay 8. HD'nin ilgili kararında, vesayet kararının Türk mahkemelerinin münhasır yetkisi kapsamında olmadığı şu gerekçelerle savunulmuştur: 1) Münhasır Yetkinin Dar Yorumlanması Gereği: Münhasır yetki kuralları, devletin egemenlik haklarıyla doğrudan ilgili, istisnai kurallardır ve dar yorumlanmalıdır. Genellikle taşınmazın aynı, icra-iflas işleri gibi konuları kapsar. Kişi hallerine (evlenme, boşanma, vesayet) ilişkin uyuşmazlıklar, kural olarak münhasır yetki alanında değildir. 2) Kamu Düzeni ve Yabancı Unsur: Vesayet kurumu, sadece Türk hukukuna özgü değil, evrensel bir kurumdur ve kişinin korunmasını amaçlar. Bu nedenle, yabancı bir mahkemenin kendi hukukuna veya kişinin milli hukukuna göre verdiği bir vesayet kararı, özü itibarıyla Türk kamu düzenine aykırı değildir. 3) Uluslararası Sözleşmeler: Kararda atıf yapılan 1905 tarihli La Haye Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmalar, kural olarak milli devlet mahkemeleri yetkili olsa da, hacir altına alınacak şahsın bulunduğu yer (ikametgahı) makamlarının da vesayet kararı alabileceğini öngörmektedir. Bu, yetkinin münhasır olmadığını, paylaşılabileceğini gösterir. 4) Hak Arama Hürriyeti ve Pratik Gerekçeler: Yabancı bir ülkede yaşayan bir kişi için orada verilen vesayet kararının Türkiye'de tanınmaması, kişiyi Türkiye'de yeniden dava açmaya zorlar. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesindeki adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkını ciddi şekilde engelleyici bir uygulamadır. Bu gerekçelerle Yargıtay, vesayet kararının tanınmasının Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine bir müdahale olmadığını, aksine MÖHUK'un amacına ve uluslararası hukuka uygun olduğunu belirtmiştir. (İlgili metin: hmk-madde-383-gorevli-mahkeme)