Yargıtay içtihatları, bir kişinin kamu davasına 'suçtan zarar gören' olarak katılabilmesi için 'doğrudan zarar' şartı ararken, 'mağdur' ve 'suçtan zarar gören' kavramlarını nasıl ayrıştırmaktadır? Bir çocuğun işlenen suçtan etkilenmesi durumunda, anne ve babasının davaya katılma sıfatı ne olur?
Yargıtay'ın bu kavramları ayrıştırdığı kararlarına göre (örneğin YCGK 2006/9-155 E. kararı) temel ayrım, zararın vasıtalı olup olmamasına dayanır: - Mağdur: Suçun yasal tanımında belirtilen ve eylemden 'doğrudan doğruya' etkilenen, suçun hukuki konusunu oluşturan kişidir. Örneğin, yaralama suçunda bedeni zarar gören, hakaret suçunda onur ve saygınlığı zedelenen kişi mağdurdur. - Suçtan Zarar Gören: Suçtan doğrudan etkilenmemekle birlikte, suçun işlenmesi nedeniyle 'dolaylı' olarak maddi veya manevi bir zarara uğrayan kişidir. Bu kişiler, suçun mağduru değil, ancak sonuçlarından etkilenenlerdir. Bir çocuğun işlenen suçtan etkilenmesi durumunda, suçun doğrudan mağduru 'çocuk'tur. Çocuğun anne ve babası ise, çocuklarının yaşadığı mağduriyetten dolayı manevi acı ve ızdırap duymaları, tedavi masrafları gibi maddi zararlara uğramaları nedeniyle 'suçtan dolaylı olarak zarar gören' konumundadırlar. Yargıtay'ın bu ayrımı benimsediği kararlarda, anne ve baba, suçun doğrudan mağduru olmadıkları halde, 'suçtan zarar gören' sıfatıyla CMK m.237 uyarınca kamu davasına katılma hakkına sahip olurlar. (İlgili metin: tuzel-kisilerin-suctan-zarar-goren-sifati-ile-kamu-davasina-katilabilmesi)