Bir tacir olan kiracının, kiralanan yerle ilgili ruhsat alınamamasını 'hukuki ayıp' olarak ileri sürmesi, TTK'daki 'basiretli davranma yükümlülüğü' karşısında nasıl bir çelişki oluşturur? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #68291

Bu durum, kiracının ileri sürdüğü 'ayıp' iddiası ile bir tacir olarak taşıması gereken 'özen yükümlülüğü' arasında bir çelişki oluşturur. TTK m. 18/2'ye göre her tacir, ticaretine ilişkin bütün faaliyetlerinde 'basiretli bir iş insanı gibi' hareket etmek zorundadır. Bu, tacirin, yapacağı ticari faaliyetin gerektirdiği hukuki ve fiili koşulları bilmesi, araştırması ve öngörmesi gerektiği anlamına gelen objektif bir özen ölçüsüdür. Yargıtay'ın yaklaşımına göre (örneğin YHGK E. 2019/3, K. 2022/398), bir tacir, belirli bir faaliyette bulunmak (örneğin imalathane işletmek) amacıyla bir yer kiraladığında, o yerin bu faaliyete uygun olup olmadığını, gerekli yasal izinlerin ve ruhsatların alınıp alınamayacağını araştırmakla yükümlüdür. Tacirin bu araştırmayı yapmadan bir yeri kiralayıp, sonradan 'buraya ruhsat verilmiyor, dolayısıyla hukuki ayıp var' demesi, kendi basiretli davranma yükümlülüğünü ihlal ettiğini gösterir. Bu durumda ayıp, kiraya verenin teslim ettiği maldan değil, tacirin kendi öngörüsüzlüğünden ve ihmalinden kaynaklanmaktadır. Yargıtay, tacirin kendi kusurundan kaynaklanan bir sonucu, kiraya verenin ayıptan sorumluluğu kapsamına sokarak sözleşmeden kurtulmasına izin vermemektedir. Yani, basiret yükümlülüğü, tacirin kolayca ayıp iddiasında bulunmasının önüne bir set çekmektedir. (İlgili metin: kiracinin-tacir-olmasi)