Bir tüzel kişinin, işlenen bir suç nedeniyle 'itibarının zedelenmesi' veya 'güven kaybına uğraması' gibi manevi zararları, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/5-563 E. sayılı kararı uyarınca, kamu davasına katılması için yeterli bir 'doğrudan zarar' olarak kabul edilir mi? Bu yaklaşımın, CMK m.237'nin lafzıyla çelişen yönünü açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #68258

Hayır, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun ilgili kararında da belirtildiği gibi, bir tüzel kişinin 'itibar zedelenmesi' veya 'güven kaybı' gibi zararları, kamu davasına katılması için yeterli bir 'doğrudan zarar' olarak kabul edilmemektedir. Yargıtay, bu tür zararları 'dolaylı zarar' olarak nitelendirmekte ve dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılmanın mümkün olmadığını istikrarlı bir şekilde ifade etmektedir. Bu yaklaşımın, CMK m.237'nin lafzıyla çelişen yönü şudur: CMK m.237/1, 'Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler... kamu davasına katılabilirler' demektedir. Metinde 'doğrudan' veya 'dolaylı' şeklinde bir zarar ayrımı yapılmamıştır. Ayrıca, Yargıtay'ın başka kararlarında da kabul ettiği üzere, kanun zararın 'maddi' veya 'manevi' olması yönünde de bir ayrım ve sınırlama getirmemiştir. İtibar zedelenmesi ve güven kaybı, açıkça 'manevi' nitelikte zararlardır. Kanunun lafzı, manevi zararları dışlamazken ve zarar türleri arasında bir hiyerarşi kurmazken, Yargıtay'ın yorum yoluyla 'itibar zedelenmesi' gibi manevi zararları 'dolaylı' kabul edip katılma hakkının dışında bırakması, kanunun lafzını daraltan bir yorum olarak eleştirilebilir. Metinde de bu durumun bir çelişki olduğu ve Yargıtay uygulamasının kanun metniyle tam olarak bağdaşmadığı ifade edilmektedir. (İlgili metin: tuzel-kisilerin-suctan-zarar-goren-sifati-ile-kamu-davasina-katilabilmesi)