Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, kamu davasına katılma talebinde bulunan bir tüzel kişinin 'suçtan doğrudan zarar gören' sayılıp sayılmadığı nasıl tespit edilir? Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2007/11645 E. sayılı kararındaki ayrımı açıklayınız.
Yargıtay içtihatlarına göre, bir tüzel kişinin 'suçtan doğrudan zarar gören' sayılıp sayılmadığı, işlenen suçun konusunu oluşturan ve ihlal edilen hukuki menfaatin o tüzel kişiye ait olup olmadığına göre tespit edilir. Suçun mağduru, eylemden birincil derecede ve vasıtasız olarak etkilenen kişidir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2007/11645 E. sayılı kararındaki ayrım bu ilkeyi somutlaştırmaktadır. Karara konu olayda, kültür ve tabiat varlıklarına karşı işlenen bir suç söz konusudur. Bu tür bir suçta, korunmak istenen hukuki değer ve bu değerin sahibi olan kurum, genel olarak ve ulusal düzeyde 'Kültür Bakanlığı'dır. Dolayısıyla suçtan doğrudan zarar gören tüzel kişilik, Kültür Bakanlığı'dır. 'İzmir 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü' ise, Kültür Bakanlığı'na bağlı, belirli bir bölgede görev yapan idari bir birimdir. Bu kurul, suçtan doğrudan etkilenen değil, görev alanı itibarıyla konuyla ilgili olan bir birimdir. Zararı dolaylıdır. Yargıtay, bu ayrıma dayanarak, suçtan doğrudan zarar görmeyen Koruma Kurulu Müdürlüğü'nün davaya katılmasına karar verilmesini hukuken geçersiz saymış ve bu katılma kararına dayalı temyiz hakkının bulunmadığını belirtmiştir. Bu karar, tüzel kişiliklerde dahi, suçun mağduru olan asıl kurum ile o kurumun taşra veya bağlı birimleri arasında ayrım yapılması gerektiğini ve katılma hakkının sadece suçtan doğrudan etkilenen merkezi tüzel kişiliğe ait olduğunu göstermektedir. (İlgili metin: tuzel-kisilerin-suctan-zarar-goren-sifati-ile-kamu-davasina-katilabilmesi)