Sanığın, işlediği bir suçtan kurtulmak amacıyla, gerçekte var olmayan 'hayali bir kişinin' kimlik bilgilerini vermesi suretiyle hakkında tutanak düzenlenmesini sağlaması, TCK m.268 (Başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması) suçunu mu, yoksa TCK m.206 (Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan) suçunu mu oluşturur? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/153 sayılı kararı ışığında açıklayınız.
Bu eylem, TCK m.206'da düzenlenen 'resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan' suçunu oluşturur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/153 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, TCK m.268'deki suçun (iftira suçunun özel bir hali olarak) oluşabilmesi için, kimlik bilgileri kullanılan kişinin 'gerçek bir kişi' olması ve bu eylemle o masum gerçek kişiye bir suç isnat edilmesi gerekir. Suçun mağduru, kimliği kullanılan gerçek kişidir. Ancak fail, gerçekte var olmayan, tamamen 'hayali' bir kişinin kimlik bilgilerini uydurarak verirse, bu durumda ortada iftiraya maruz kalan gerçek bir mağdur yoktur. Fail, sadece kendi yalan beyanıyla resmi bir belgenin (soruşturma tutanağı, ifade zaptı vb.) içeriğinin sahte olarak oluşturulmasına neden olmuştur. Bu eylem, doğrudan TCK m.206'nın tanımına uymaktadır. Dolayısıyla, kimlik bilgileri kullanılan kişinin 'gerçek' veya 'hayali' olması, bu iki suç arasındaki temel ayrım noktasını oluşturmaktadır. (İlgili metin: baskasina-ait-kimlik-bilgilerinin-kullanilmasi-sucu, İlgili Karar: YCGK-K.2014/153)