Muvazaa ve mirastan mal kaçırma davasında, davalının 'miras bırakanın taşınmazı satmaya ihtiyacı yoktu ancak bakımını yaptığım için minnet duygusuyla devretti' savunması karşısında, mahkemenin 'taşınmazı devralanın ekonomik durumunun müsait olmamasını' bir karşı delil olarak değerlendirmesini Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2015/1531 K. kararı çerçevesinde analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #68192

Muris muvazaası davalarında mahkeme, işlemin gerçek niteliğini ortaya çıkarmak için bir dizi olguyu birlikte değerlendirir. Davalının 'minnet duygusuyla devir' savunması, işlemin ivazsız (bağış) olduğunu ikrar etmekle birlikte, amacın mal kaçırmak değil, bir vefa borcunu ödemek olduğunu ileri sürer. Bu savunma karşısında, mahkemenin ve Yargıtay'ın en sık başvurduğu karşı delillerden biri, taşınmazı devralan davalının ekonomik durumudur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2015/1531 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, aşağıdaki durumlar muvazaanın güçlü karineleri olarak kabul edilir: - Miras bırakanın mal satmaya ihtiyacının olmaması. - Satış bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasında fahiş bir fark olması. - Taşınmazı (sözde) satın alan davalının, bu bedeli ödeyebilecek ekonomik güce sahip olmaması. Davalının, tapuda gösterilen bedeli dahi ödeyecek bir gelir veya birikime sahip olmadığının kanıtlanması, satış işleminin gerçek bir satış olmadığını, sadece görünüşte yapıldığını ortaya koyar. Bu durum, davalının 'minnet duygusu' savunmasını zayıflatır. Zira işlem bir satış değil, açıkça bir bağışlamadır. Mahkeme, devralanın alım gücünün olmadığını tespit ettiğinde, işlemin muvazaalı olduğu ve asıl amacın, diğer mirasçılardan mal kaçırmak olduğu yönündeki kanaatini güçlendirir. Bu, tek başına mutlak bir kanıt olmasa da, diğer delillerle (tanık beyanları, bedeller arası fark vb.) birleştiğinde davanın kabulü için önemli bir gerekçe oluşturur. (İlgili metin: muvazaa-mirastan-mal-kacirma-davasi)