Bir kimsenin, hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı nedeniyle çıkarılan yakalama kararından kurtulmak amacıyla polise kardeşinin kimliğini ibraz etmesi, TCK m.268'de düzenlenen 'başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması' suçunu oluşturur mu? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımını suçun unsurları açısından açıklayınız.
Hayır, bu eylem TCK m.268'de tanımlanan suçu oluşturmaz. Yargıtay'ın istikrarlı uygulamasına göre (örneğin Yargıtay 11. Ceza Dairesi - Karar: 2016/2249), TCK m.268'deki suçun oluşabilmesi için failin, 'işlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla' başkasının kimliğini kullanması gerekir. Suçun maddi unsurunun kilit noktası, henüz başlamamış veya devam etmekte olan bir soruşturma/kovuşturma sürecini saptırma, yani kendisi yerine masum bir başkası hakkında bu sürecin başlamasını veya devam etmesini sağlama amacıdır. Somut olayda ise, sanık hakkında soruşturma ve kovuşturma aşamaları tamamlanmış ve hüküm kesinleşmiştir. Fail, yeni bir soruşturma veya kovuşturmayı engellemeye çalışmamakta, sadece kesinleşmiş bir hükmün 'infazından' (yakalanarak cezaevine konulmaktan) kaçınmaya çalışmaktadır. Bu durumda TCK m.268'in 'soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek' şeklindeki özel kast unsuru gerçekleşmemiştir. Failin bu eylemi, olayın koşullarına göre, eğer beyanı esas alınarak bir tutanak (örneğin yakalama tutanağı) düzenlenmişse TCK m.206'daki 'resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan' suçunu veya herhangi bir belge düzenlenmemişse 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 40. maddesindeki 'kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak' kabahatini oluşturabilir. (İlgili metin: baskasina-ait-kimlik-bilgilerinin-kullanilmasi-sucu)