Bir kiracının 'tacir' sıfatını haiz olması, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 249. maddesi (kiraya verenin ayıba karşı tekeffül borcu) kapsamında, özellikle 'hukuki ayıp' hallerinde kiraya verenin sorumluluğunu nasıl etkiler? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/3 E., 2022/398 K. sayılı kararını esas alarak açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #68160

Bir kiracının tacir olması, Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK m. 20/2, 6102 sayılı TTK m. 18/2) uyarınca 'basiretli bir iş insanı gibi hareket etme' yükümlülüğünü beraberinde getirir. Bu yükümlülük, kiraya verenin ayıba karşı tekeffül borcunu ortadan kaldırmaz ancak kapsamını daraltır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/3 E., 2022/398 K. sayılı kararında bu durum net bir şekilde ele alınmıştır. Karara göre, kiralanandaki ayıp, özellikle kiracı tacirin faaliyet alanıyla doğrudan ilgili bir 'hukuki ayıp' ise, tacirin bu durumu öngörmesi ve gerekli araştırmayı yapması beklenir. Somut olayda, kiracı kiralananı 'depo' olarak kiralamış ancak 'imalathane' olarak kullanmak istemiş ve iskan ruhsatı alamamıştır. Kiralanan yerin iskanının olmaması bir hukuki ayıptır. Ancak; 1) Sözleşmede yerin 'depo' olarak kiralanacağı açıkça belirtilmiştir. 2) Aynı yerin daha önce ve daha sonra 'depo' olarak ruhsat alabildiği anlaşılmıştır. 3) Tacir kiracı, kiraladığı yerin ticari faaliyetine uygun olup olmadığını, ruhsat alınıp alınamayacağını basiretli bir iş insanı olarak araştırmakla yükümlüdür. Bu durumda Yargıtay, tacir kiracının kendi faaliyet alanıyla ilgili olan ve basiretli davranarak öngörebileceği bir hukuki ayıbı ileri sürerek sözleşmeyi haklı nedenle feshedemeyeceğine karar vermiştir. Tacirin basiretli davranma yükümlülüğü, kiraya verenin ayıptan sorumluluğunu, kiracının kendi ihmal ve öngörüsüzlüğünden kurtulmak için bir araç olarak kullanmasını engeller. (İlgili metin: kiracinin-tacir-olmasi, İlgili Karar: YHGK E. 2019/3, K. 2022/398)