Bir sanığın, aleyhine verilen mahkumiyet kararına karşı sadece lehe temyiz başvurusunda bulunması ve aleyhe temyiz olmaması, 'nemo tenetur' ilkesi açısından nasıl bir hukuki durum yaratır? Metindeki analiz, bu durumda sanığın tanıklık yapmaya zorlanıp zorlanamayacağını nasıl değerlendiriyor?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #67217

Metindeki analize göre, bu durumda 'aleyhe bozma yasağı' ve 'müktesep hak' (kazanılmış hak) ilkeleri devreye girer. Sanık hakkında aleyhe temyiz başvurusu olmadığından, Yargıtay'ın kararı sanığın aleyhine olacak şekilde bozması mümkün değildir. Bu nedenle, sanığın yapacağı tanıklık beyanının, devam eden o davada cezasının artırılması gibi bir sonuca yol açma ihtimali teorik olarak yoktur. Ancak metin, bu durumu dahi tanıklığa zorlama için yeterli görmemektedir. Zira, sanığın lehe yaptığı temyiz sonucunda karar usuli bir sebeple bozulursa, yeniden görülecek davada, tanıklık yapmaya zorlanarak elde edilen ikrar niteliğindeki beyanı yeni bir delil olarak aleyhine kullanılabilir. Bu olasılık dahi, sanığın 'nemo tenetur' ilkesi kapsamında korunmasını gerektirir ve tanıklığa zorlanmasını haksız kılar. (Kaynak: https://sen.av.tr/tr/makale/susma-ve-kendini-suclamama-hakkinin-taniklikta-yeri)