Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2011/28 sayılı kararında, yerel mahkeme hükmünün onanması gereken haller ile bozulması gereken haller arasında, azami tutukluluk süresinin dolmasının sonuçları bakımından nasıl bir ayrım yapılmıştır?
CGK'nın anılan kararında bu konuda önemli bir ayrım yapılmıştır: 1) Hükmün Onanması Gereken Haller: Eğer temyiz incelemesi sonucunda yerel mahkeme hükmünün usul ve yasaya uygun bulunarak onanmasına karar verilirse, hüküm o anda kesinleşir ve sanık 'tutuklu' statüsünden 'hükümlü' statüsüne geçer. Bu durumda, artık CMK m.102'deki azami tutukluluk süresi tartışması anlamsız kalır. Kişi, kesinleşen mahkumiyet hükmü gereği cezaevinde bulunduğu için, azami tutukluluk süresi dolsa bile tahliye kararı verilmesi düşünülemez. 2) Hükmün Bozulması Gereken Haller: Eğer yerel mahkeme kararı bozulursa, hüküm kesinleşmez ve yargılama yeniden başlar. Sanığın statüsü 'suç isnadına bağlı olarak tutulu' olmaya devam eder. İşte bu durumda, temyiz aşamasında geçen süre de dahil olmak üzere toplam tutukluluk süresi CMK m.102'deki azami süreyi doldurmuşsa, sanığın tahliye edilmesi yasal bir zorunluluktur. Kararda da, hüküm bozulduğu için azami süre dolan sanığın tahliyesine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. (barandogan.av.tr/blog/mevzuat/cmk-madde-102-tutuklulukta-gececek-sure.html)