Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda failin taksirle hareket etmesi gerektiği (TCK m.23) ilkesi, Yargıtay'ın TCK m.87/4 uygulamalarında nasıl bir hukuki sorun yaratmaktadır? Özellikle mağdurun önceden var olan ve failce bilinmeyen bir hastalığı nedeniyle ölümün gerçekleştiği vakalarda, 'öngörülebilirlik' unsuru nasıl değerlendirilmelidir?
TCK m.23'ün getirdiği 'ağır neticeden en az taksirle sorumlu olma' şartı, neticenin fail açısından 'öngörülebilir' olmasını gerektirir. Yargıtay'ın TCK m.87/4 uygulanamayan (basit yaralama sonucu ölüm) hallerde, failin mağdurun hastalığını bilip bilmemesine göre doğrudan basit veya bilinçli taksirle öldürme (TCK m.85) sonucuna varması, bu öngörülebilirlik unsurunun her olayda ayrıca ve objektif olarak değerlendirilmesi gerekliliğini göz ardı etme riski taşır. Mağdurun failce bilinmeyen ve dışarıdan anlaşılamayan istisnai bir hastalığı (örn: anevrizma, cam kemik hastalığı) nedeniyle, normalde kimseye zarar vermeyecek bir eylem (örn: hafif bir itme) sonucu ölüm meydana gelmişse, bu neticenin ortalama, makul bir insan tarafından 'öngörülebilir' olduğu söylenemez. Bu durumda, failin taksirle dahi sorumlu tutulmaması, sadece temel fiilden (eğer suç teşkil ediyorsa) ceza alması gerekir. Yargıtay'ın yerleşik uygulaması, objektif isnadiyetin bu önemli unsuru olan 'öngörülebilirlik' ve 'rizikonun realize olması' ilkelerini bazen ikinci plana atarak, sırf ölüm neticesi meydana geldiği için bir sorumluluk ihdas etme eğiliminde olduğu yönünde eleştirilmektedir. (sen.av.tr/tr/makale/kast-ve-taksir-kavramlari-isiginda-tckm.85-86/2-ve-87/4)