TCK m. 6/1-c'deki 'kamu görevlisi' tanımı ile m. 6/1-d'deki 'yargı görevi yapan' tanımı, TCK'nın özel hükümlerinde nasıl bir uygulama farkı yaratmaktadır? İşkence (TCK m.94) ve Rüşvet (TCK m.252) suçları üzerinden bu farkı açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #66728

Bu iki tanım, suçların nitelikli hallerinin veya faillerinin belirlenmesinde önemli bir fark yaratır. Bazı suçlarda kanun koyucu sadece 'kamu görevlisi' ifadesini kullanırken, bazılarında 'yargı görevi yapan' kişileri de özel olarak belirtmiştir. 1) İşkence (TCK m.94/2-b): Bu fıkrada suçun 'Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla' işlenmesi nitelikli hal olarak sayılmıştır. Buradaki 'diğer' ifadesinden, kanun koyucunun avukatı da bu suçun mağduru açısından 'kamu görevlisi' kapsamında mütalaa ettiği sonucu çıkarılır. 2) Rüşvet (TCK m.252/7): Bu fıkra, rüşvet anlaşmasının 'yargı görevi yapan', hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir tarafından yapılması halinde, bu kişilerin de kamu görevlisi gibi cezalandırılacağını açıkça belirtir. Eğer bu özel hüküm olmasaydı, TCK m.6'daki ayrı tanım nedeniyle 'kamu görevlisi' olmayan avukatın rüşvet suçunun faili olması tartışmalı hale gelebilirdi. Bu durum, kanun koyucunun, bir kişinin 'kamu görevlisi' sayılmadığı durumlarda bile, belirli suçlar açısından kamu görevlisi gibi sorumlu tutulmasını özel hükümlerle sağladığını göstermektedir. (sen.av.tr/tr/makale/avukat-kamu-gorevlisi-midir)