Yargıtay'ın, TCK m.86/2 kapsamındaki basit yaralama eyleminin ölümle sonuçlandığı durumlarda, kanunilik ilkesi gereği TCK m.87/4'ü uygulayamaması üzerine doğrudan TCK m.85'teki taksirle öldürme hükümlerine başvurması, doktrinde neden 'kıyas yasağına aykırı' olarak eleştirilmektedir?
Bu uygulama, doktrinde 'kanunilik' ilkesinin (suçta ve cezada kanunilik) bir uzantısı olan 'kıyas yasağı'na aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle eleştirilmektedir. Eleştirinin temel noktası şudur: TCK m.87/4, kasten yaralama sonucu ölümde uygulanacak özel bir 'neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç' normudur ve kanun koyucu bu normun kapsamını TCK m.86/1 ve 3 ile sınırlamıştır. TCK m.86/2'yi bu kapsama almamıştır. Bu açık bir yasal boşluktur. Yargıtay'ın, bu boşluğu doldurmak amacıyla, faili mutlaka cezalandırma endişesiyle, doğrudan ve otomatik olarak TCK m.85'e (taksirle öldürme) başvurması, aslında yaralama kastıyla başlayan bir eylemi, sırf sonucu ağır diye tamamen taksirli bir suç kalıbına sokması anlamına gelmektedir. Doktrine göre doğru olan, her somut olayda ölüm neticesinin fail açısından 'öngörülebilir' olup olmadığını bağımsız olarak değerlendirmektir. Eğer ölüm neticesi öngörülebilir değilse ve objektif olarak faile isnat edilemiyorsa, failin sadece basit yaralamadan (TCK m.86/2) sorumlu tutulması gerekir. Yargıtay'ın uygulaması ise, bu öngörülebilirlik ve isnadiyet değerlendirmesini atlayarak, kanundaki boşluğu fail aleyhine dolduran bir kıyas olarak görülmektedir (sen.av.tr/tr/makale/kast-ve-taksir-kavramlari-isiginda-tckm.85-86/2-ve-87/4).