TCK m. 6/1-d'ye göre avukat 'yargı görevi yapan' kişidir. Bu tanımın, avukatlara karşı işlenen suçlar (örneğin görevini yaptırmamak için direnme) ile avukatların işlediği iddia edilen suçlar (örneğin zimmet) arasında bir asimetri yarattığı söylenebilir mi? Bu durumu 'eşitlik hakkı' açısından değerlendiriniz.
Evet, bu durum bir asimetri yaratmaktadır. Avukat, görevi sırasında bir kamu görevlisine tanınan korumadan yararlanır. Örneğin, bir icra işlemini yerine getiren avukata karşı cebir veya tehdit kullanılması, TCK m.265'teki 'görevi yaptırmamak için direnme' suçunun nitelikli halini oluşturur, çünkü avukat o anda kamusal bir yetki kullanmaktadır. Ancak aynı avukat, müvekkiline ait parayı zimmetine geçirdiğinde, onun 'kamu görevlisi' olmadığı, dolayısıyla 'zimmet' suçunu işleyemeyeceği, eyleminin 'güveni kötüye kullanma' olacağı görüşü (CGK kararı doğrultusunda) kabul edilmektedir. Bu durum ilk bakışta eşitlik hakkına aykırı gibi görünebilir. Ancak bu asimetrinin hukuki bir temeli vardır: Avukat, yargısal bir görevi (savunma, ilamın icrası) yerine getirirken kamusal bir işlev üstlenir ve bu işlevin korunması gerekir. Kendi müvekkiliyle olan mali ilişkisinde ise, bu ilişki kamusal bir hiyerarşiye değil, özel hukuk sözleşmesine (vekalet) dayanır. 'Suçta ve cezada kanunilik' ilkesi, bir kişinin 'fail' olarak sorumlu tutulacağı suçların unsurlarının dar yorumlanmasını gerektirir. Bu nedenle, koruma açısından geniş, sorumluluk açısından dar yorum yapılması, ceza hukukunun temel ilkeleriyle uyumludur (sen.av.tr/tr/makale/avukat-kamu-gorevlisi-midir).