5237 sayılı TCK'nın 6. maddesi, avukatları 'yargı görevi yapan' olarak tanımlarken, maddenin gerekçesinde 'kamu görevlisi' oldukları belirtilmiştir. Bu çelişkinin, avukatın müvekkili adına tahsil ettiği parayı vermemesi eyleminin hukuki nitelendirmesi üzerindeki etkisini, Yargıtay 5. Ceza Dairesi ile 15. Ceza Dairesi'nin farklı görüşleri üzerinden tartışınız.
TCK m.6/1-d avukatı 'yargı görevi yapan' olarak tanımlarken, bağlayıcı olmayan gerekçede 'kamu görevlisi' sayılması, uygulamada ciddi bir tereddüte yol açmıştır. Bu durum, avukatın müvekkili adına tahsil ettiği parayı uhdesinde tutması eyleminde somutlaşır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi (zimmet suçlarına bakan daire), avukatın kamu hizmeti gördüğünü ve TCK m.6 gerekçesinden hareketle kamu görevlisi sayılması gerektiğini savunarak, bu eylemin 'zimmet' (TCK m.247) suçunu oluşturduğunu belirtmektedir. Zimmet, yalnızca kamu görevlileri tarafından işlenebilen özgü bir suçtur. Buna karşılık, Yargıtay 15. Ceza Dairesi (güveni kötüye kullanma suçlarına bakan daire) ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu, avukat ile müvekkil arasındaki ilişkinin bir vekalet ilişkisi olduğunu, avukatın kamu adına değil müvekkili adına hareket ettiğini belirterek, eylemin 'hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma' (TCK m.155/2) suçunu oluşturduğuna karar vermektedir. Bu görüş, avukatın serbest meslek icra ettiği ve eylemin kamu idaresinin güvenilirliğini doğrudan zedelemediği düşüncesine dayanır. Bu farklılık, kanundaki tanım ile gerekçe arasındaki çelişkiden kaynaklanan yapısal bir sorundur (sen.av.tr/tr/makale/avukat-kamu-gorevlisi-midir).