TCK m. 216/3'teki suçun konusu olan 'dini değerler' kavramı, sadece semavi dinlere ait değerleri mi kapsar, yoksa toplumun bir kesimi tarafından benimsenen her türlü inanç sistemini (örneğin Budizm, Şamanizm, Ateizm) içerir mi?
TCK m. 216/3'teki 'dini değerler' kavramı, Anayasa'nın din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen 24. maddesi ve laiklik ilkesi çerçevesinde geniş yorumlanmalıdır. Kanun metni 'halkın bir kesiminin benimsediği' ifadesini kullanarak, belirli bir din türü (semavi, ilahi vb.) ayrımı yapmamıştır. Dolayısıyla, bu koruma sadece İslamiyet, Hristiyanlık ve Musevilik gibi yaygın semavi dinlerle sınırlı değildir. Toplumun belirli bir kesimi tarafından benimsenen, kendine özgü inanç sistemi, ritüelleri ve kutsalları olan diğer dinleri ve inanç sistemlerini de (örneğin Budizm, Hinduizm, Şamanizm, Yezidilik vb.) kapsar. Ancak, Ateizm gibi bir inanç sisteminin 'reddi' üzerine kurulu felsefi görüşlerin, 'dini değerler' kavramının pozitif içeriğiyle (kutsal kitap, peygamber, ibadet şekli vb.) örtüşüp örtüşmediği doktrinde tartışmalıdır. Genellikle 'dini değer' kavramı, pozitif bir inanç ve kutsallık atfedilen unsurları ifade ettiği için, bir inançsızlığa veya felsefi görüşe yönelik aşağılama, bu madde yerine genel hakaret (TCK m. 125) veya TCK m. 216/2 (halkın bir kesimini aşağılama) kapsamında değerlendirilebilir. Ancak temel ilke, devletin dinler karşısındaki tarafsızlığı ve tüm inançlara eşit koruma sağlama yükümlülüğüdür.