Bir hukuk davasında, muris muvazaası iddiasıyla açılan tapu iptal ve tescil davasında, davalı taraf tanık listesini mahkemenin verdiği iki haftalık kesin süreden sonra, ancak duruşma gününden önce dosyaya sunmuş ve gider avansını yatırmıştır. Davacı tarafın muvafakat etmemesi üzerine mahkemenin davalı tanıklarını dinlememesi, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2018/9896 sayılı kararındaki çoğunluk ve karşı oy görüşleri açısından nasıl değerlendirilmelidir?
Bu konuda Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin ilgili kararında farklı görüşler bulunmaktadır. **Çoğunluk Görüşü (Onama Yönündeki):** Çoğunluk görüşü, kesin sürenin katı bir şekilde uygulanması gerektiği ilkesine dayanır. Karara göre, 'davalı tarafça süresinden sonra tanık listesi verilmesine davacı vekilinin muvafakat etmediği saptanarak mahkemece davalı tanıklarının dinlenmelerine yer olmadığına karar verilmesi doğru' bulunmuştur. Bu görüş, kesin sürenin kaçırılmasının, karşı taraf lehine bir usuli kazanılmış hak doğurduğu ve ancak karşı tarafın rızasıyla bu sürenin aşılabileceği mantığına dayanır. **Karşı Oy Görüşü:** Karşı oy ise, HMK m. 243/1'deki istisnaya, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkına (Anayasa m. 36, HMK m. 27) vurgu yapmaktadır. Karşı oya göre, davalı taraf duruşma gününden önce tanık listesini ve avansı yatırarak, duruşmanın ertelenmesine sebebiyet vermemiş ve kesin süreden beklenen amaç (yargılamanın sürüncemede kalmasını önlemek) hasıl olmuştur. Bu durumda, sadece şekli bir kurala sıkı sıkıya bağlı kalarak tanıkları dinlememek, savunma hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin ihlali anlamına gelir. Karşı oy, kesin sürenin davanın reddi için bir araç olarak kullanılmaması gerektiğini savunur. Bu durum, usul hukukunda şekilcilik ile maddi gerçeğe ulaşma ve adil yargılanma hakkı arasındaki gerilimi gösteren tipik bir örnektir. Doktrinde ve uygulamada karşı oy görüşü daha fazla destek görmektedir.