Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 16.09.2019 tarihli kararında, davalı erkeğin yazışmalarının 'ne şekilde elde edildiği belli olmadığından' hukuka aykırı delil sayılması gerektiği belirtilmiştir. Bu ifadeden yola çıkarak, boşanma davasında sunulan dijital bir delilin ispat gücü açısından 'elde ediliş şeklinin belgelenmesinin' önemini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #65301

Yargıtay'ın ilgili kararındaki 'ne şekilde elde edildiği belli olmadığı' ifadesi, delilin hukuka uygunluğunu denetleyebilmek için delilin kaynağının ve elde edilme yönteminin şeffaf olması gerektiğini vurgulamaktadır. Delili sunan taraf, bu delili nasıl elde ettiğini açıklamak ve hukuka uygun bir yolla elde ettiğini (en azından karine olarak) göstermekle yükümlüdür. Örneğin, delilin herkese açık bir sosyal medya paylaşımından mı alındığı, eşin rızasıyla mı verildiği, ortak kullanılan bir bilgisayarda tesadüfen mi bulunduğu, yoksa şifresi kırılarak veya gizlice telefonuna girilerek mi elde edildiği, delilin hukuka uygunluk vasfını doğrudan etkiler. Elde ediliş şekli belirsiz olan bir delil, hukuka aykırı bir yöntemle (örn. özel hayatın gizliliğini ihlal ederek) elde edildiği karinesini güçlendirir. Bu durumda ispat yükü, delilin hukuka uygun olarak elde edildiğini kanıtlaması gereken, onu sunan tarafa geçer. Eğer delili sunan taraf, elde ediliş şeklini meşru bir zemine oturtamazsa, mahkeme, Yargıtay'ın bu içtihadı doğrultusunda, şüphe durumunda delilin hukuka aykırı olduğuna kanaat getirerek HMK m. 189/II gereğince delili değerlendirme dışı bırakabilir.