Boşanma davasında, bir eşin diğer eş aleyhine delil 'yaratması' ile delili 'usulsüz elde etmesi' arasındaki hukuki farkı, HMK m. 189/II ve KVKK hükümleri açısından, Yargıtay içtihatları ışığında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #65299

Delilin 'usulsüz elde edilmesi' ile 'yaratılması' arasında temel bir hukuki fark vardır. 'Usulsüz elde etme', mevcut olan bir delilin hukuka aykırı bir yöntemle (örneğin gizlice ses kaydı alma, özel yazışmaları izinsiz okuma) ele geçirilmesidir. Bu durumda delilin hukuka uygunluğu, metinde tartışıldığı gibi, özel hayatın gizliliği ile ispat hakkı arasında yapılacak menfaat tartımına ve KVKK m. 5/II(e) gibi istisnaların uygulanıp uygulanamayacağına bağlıdır. Yargıtay'ın bazı kararlarında, belirli koşullar altında usulsüz elde edilen delillerin kabul edilebildiği görülmektedir. Buna karşın, 'delil yaratma' (veya oluşturma), gerçekte var olmayan bir vakayı varmış gibi göstermek amacıyla komplo kurarak, yönlendirme yaparak veya sahte bir durum oluşturarak delil üretmektir. Metinde atıf yapılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.11.2014 tarihli kararında da belirtildiği gibi, 'usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde delil olarak kabulü olanaklı değildir'. Bu tür deliller, sadece HMK m. 189/II uyarınca hukuka aykırı değil, aynı zamanda dürüstlük kuralına (TMK m. 2) da aykırı olup, maddi gerçeği saptırma amacı taşıdığı için mahkeme tarafından kesinlikle dikkate alınmaz. KVKK m. 5/II(e) hükmü de delil yaratmayı meşrulaştırmaz, çünkü bu hüküm bir 'hakkın' korunmasından bahsederken, delil yaratma bir hakkın kötüye kullanılması ve aldatma eylemidir.