HMK m. 129, cevap dilekçesinde bulunması gereken unsurları saymaktadır. Davalının, cevap dilekçesinde, dayandığı delilleri (HMK m. 129/1-e) veya savunmasının dayanağı olan vakıaları (HMK m. 129/1-d) hiç belirtmemesi, sadece davayı inkâr etmekle yetinmesinin hukuki sonucu nedir?
Davalının, cevap dilekçesinde sadece davayı inkâr etmekle yetinip, savunmasının dayanağı olan vakıaları ve delilleri hiç belirtmemesi, savunma hakkını ciddi şekilde kısıtlayan sonuçlar doğurur. Bu durumun hukuki sonuçları şunlardır: 1) Savunmanın Genişletilmesi Yasağı: Davalı, cevap dilekçesinde ileri sürmediği yeni bir savunma vakıasını (örneğin, borcun ödendiği, sözleşmenin hile ile imzalandığı, malın ayıplı olduğu gibi olumlu vakıaları) daha sonra yargılamanın ilerleyen aşamalarında ileri süremez. Savunması, sadece davacının iddia ettiği vakıaların 'doğru olmadığı' (inkâr) çerçevesiyle sınırlı kalır. 2) Delil Gösterme Hakkının Sınırlanması: Davalı, cevap dilekçesinde dayanmadığı bir delili (örneğin, tanık, bilirkişi, yemin) sonradan ileri süremez. Delil gösterme hakkı, sadece davacının sunduğu delilleri çürütmeye yönelik delillerle sınırlı hale gelir. Örneğin, davacının tanığını sorgulayabilir veya davacının sunduğu bir belgenin sahteliğini iddia edebilir, ancak kendi başına yeni bir vakıayı ispatlamak için tanık dinletemez. Bu durum, davalının savunma pozisyonunu son derece zayıflatır ve ispat yükünün tamamen davacıda olduğu durumlarda dahi, davacının işini oldukça kolaylaştırır. Bu katı kuralların istisnaları, karşı tarafın açık muvafakati ve ıslah yoludur.