Bir davada, taraflardan birinin sunduğu tanığın, diğer tarafla arasında ciddi bir husumet bulunduğu anlaşılmıştır. Bu durum, tanığın beyanının delil değerini nasıl etkiler? Mahkeme, bu tanığı dinlemekten vazgeçebilir mi?
Taraflar arasında husumet bulunması, tanığın beyanının delil değerini 'zayıflatan', mahkemenin bu beyanı daha dikkatli ve şüpheyle değerlendirmesini gerektiren bir durumdur. Ancak bu durum, tek başına, tanığın dinlenmesine engel teşkil etmez veya beyanını tamamen geçersiz kılmaz. HMK, tanıklığı engelleyen sebepleri (taraf olmak, ayırt etme gücü olmamak vb.) veya çekinme hakkı olanları (akrabalık, sır saklama yükümlülüğü vb.) belirtmiştir. Tarafla husumetli olmak, bunlar arasında sayılmamıştır. Mahkeme, bu tanığı dinlemekten sırf husumetli olduğu için vazgeçemez. Yapması gereken, tanığı usulüne uygun olarak dinlemek, beyanını tutanağa geçirmek ve daha sonra delilleri serbestçe takdir etme yetkisi (HMK m. 198) kapsamında, bu tanığın beyanının güvenilirliğini ve doğruluğunu, dosyadaki diğer delillerle (belgeler, diğer tanıkların beyanları, bilirkişi raporu vb.) karşılaştırarak değerlendirmektir. Mahkeme, tanığın husumet nedeniyle taraflı ve abartılı beyanda bulunduğu kanaatine varırsa, bu beyana itibar etmeyebilir. Ancak, beyanları dosyadaki diğer delillerle uyumlu ise, husumete rağmen bu beyanı da dikkate alabilir. Kısacası, husumet, tanıklığı geçersiz kılmaz, sadece delil değerini takdire bağlı hale getirir.