Bir davada, davacı, ıslah yoluyla dava sebebini (vakıaları) tamamen değiştirmiştir. Örneğin, başlangıçta 'kira alacağı' talebiyle açtığı davayı, ıslahla 'sebepsiz zenginleşme' talebine dönüştürmüştür. Islahla birlikte, ilk dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların ve bunlara ilişkin yapılan usul işlemlerinin akıbeti ne olur? (Bkz. HMK m. 180)
Islahla dava sebebinin tamamen değiştirilmesi mümkündür ve buna 'tam ıslah' denir. HMK m. 180'e göre, 'Islah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur.' Bu, tam ıslahın en önemli sonucudur. Islah dilekçesi verildiği andan itibaren, sanki dava yeni bir dilekçeyle (ıslah edilmiş şekliyle) o gün açılmış gibi kabul edilir. İlk dava dilekçesi, cevap dilekçesi, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ve bu dilekçelerdeki vakıalarla ilgili olarak yapılmış olan tüm usul işlemleri (tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi vb.) 'yapılmamış sayılır' ve hukuki değerini yitirir. Yargılama, ıslahla ileri sürülen yeni vakıalar ve talepler üzerinden, sanki sıfırdan başlıyormuş gibi devam eder. Mahkeme, taraflara yeni vakıalara göre yeniden cevap verme ve delil sunma imkanı tanır. Eski vakıalara dayalı olarak dinlenen tanıkların beyanları, yeni vakıalarla ilgili değilse, hükme esas alınamaz. Bu, taraflara yargılama sırasında yaptıkları hataları düzeltme ve davayı yeniden şekillendirme imkanı tanıyan çok güçlü bir usuli kurumdur.