Boşanma davalarında kişisel verilerin korunması ilkesi ile ispat hakkı ilkesi çatıştığında, Yargıtay'ın benimsediği temel dengeleme kriterleri nelerdir? Delilin elde ediliş biçimi, delilin niteliği ve evlilik birliğinin özel statüsü bu dengelemede nasıl bir rol oynar?
Yargıtay, bu iki temel hakkın çatışmasında mutlak bir kural benimsemek yerine, her somut olayın özelliğine göre bir dengeleme yapmaktadır. Metinlerden çıkarılan temel dengeleme kriterleri şunlardır: 1) Delilin Elde Ediliş Biçimi: Bu en önemli kriterdir. Delilin, bir komplo kurularak, tuzak kurularak veya hukuka aykırı bir fiil (casus yazılım, gizli kamera yerleştirme vb.) işlenerek 'yaratılması' kabul edilemez. Ancak, ortak yaşam alanında tesadüfen bulunan veya ani gelişen bir olayı ispatlamak için elde edilen deliller daha hoşgörülü karşılanmaktadır. 2) Evlilik Birliğinin Özel Statüsü (Aile Yaşamı Alanı): Yargıtay, eşlerin birbirlerine karşı sadakat gibi yasal yükümlülüklerinin bulunduğu 'aile yaşamı alanının', üçüncü kişilere karşı korunan mutlak 'özel yaşam alanı' gibi değerlendirilemeyeceğini kabul etmektedir. Bu alanda, bir eşin diğerinin sadakat yükümlülüğünü ihlal edip etmediğini gösteren delillere ulaşması, belirli sınırlar içinde meşru görülebilmektedir. 3) Başka Türlü İspat İmkanının Olmaması (Zorunluluk): Delilin elde edilmesindeki hukuka aykırılığın hoş görülebilmesi için, iddia edilen vakıanın başka türlü ispatlanmasının çok zor veya imkansız olması gerekir. Eğer tanık gibi başka delillerle ispat imkanı varken, hukuka aykırı yola başvurulmuşsa, bu delilin kullanılmasına izin verilmez. 4) Menfaatler Dengesi: Mahkeme, bir yanda özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkını, diğer yanda ise adil yargılanma ve ispat hakkını tartarak, somut olayda hangi hakkın daha üstün olduğuna karar vermelidir.