Bir boşanma davasında, davalı erkeğin, evlilik birliği devam ederken başka bir kadınla çekilmiş samimi fotoğrafları, davacı kadın tarafından mahkemeye delil olarak sunulmuştur. Davalı, bu fotoğrafların ortak konuttaki kişisel eşyaları arasından, bilgisi dışında alınarak elde edildiğini ve özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini savunmaktadır. Bu delilin hukuki geçerliliğini, Yargıtay'ın 'aile yaşamı alanı' kavramı çerçevesinde tartışınız.
Bu delil, kural olarak hukuka uygun kabul edilir ve hükme esas alınır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre (Bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2002/2-617 E. 2002/648 K. sayılı karar), evlilik birliği, eşlere karşılıklı olarak sadakat gibi yükümlülükler getiren özel bir hukuki statüdür. Eşlerin birlikte yaşadıkları ortak konut, her birinin mutlak özel yaşam alanı değil, 'aile yaşamı alanı'dır ve bu alanda eşlerin birbirlerinin sadakat yükümlülüğüne uygun davranıp davranmadığını denetleme hakkı, belirli sınırlar içinde mevcuttur. Bir eşin, ortak konutta, diğer eşin sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini gösteren fotoğraf, mektup, not defteri gibi delilleri bulması, 'hukuka aykırı delil elde etme' olarak nitelendirilmez. Zira bu delil, casus yazılım, gizli kamera yerleştirme gibi planlı ve sistematik bir müdahale ile değil, ortak yaşam alanında tesadüfen veya araştırma sonucu bulunmuştur. Eş, ortak konutta bu tür bir delilin diğer eş tarafından bulunabileceğini öngörebilecek durumdadır. Dolayısıyla, bir komplo veya delil yaratma durumu söz konusu olmadıkça, ortak konutta ele geçirilen ve aldatma olgusunu ispatlayan bu fotoğraflar, HMK m. 189/2 kapsamında hukuka aykırı delil sayılmaz ve mahkemece delil olarak değerlendirilir.