Bir boşanma davasında, davalı vekili süresinde verdiği cevap dilekçesinde tanık deliline dayanmış, ancak ön inceleme duruşmasında verilen iki haftalık kesin süre içinde tanık listesini mahkemeye sunmamıştır. Daha sonraki bir tarihte, ancak henüz tahkikat duruşması yapılmadan, tanık listesini ve delil avansını yatırmıştır. Davacı vekili, listenin kesin süreden sonra verildiğini belirterek tanıkların dinlenmesine muvafakat etmediğini bildirmiştir. Mahkemenin bu tanıkları dinlemesi gerekir mi? (Bkz. Yargıtay 1. HD, 2015/12818 E., 2018/9896 K. kararındaki karşı oy gerekçesi)

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #65114

Bu konu Yargıtay içinde dahi tartışmalı olmakla birlikte, katı usul kuralları uygulandığında mahkemenin tanıkları dinlememesi gerekir. Ancak, adil yargılanma ve ispat hakkı açısından daha esnek bir yorumla dinlemesi gerektiği savunulabilir. Kesin süre, niteliği gereği kaçırıldığında o hakkın kaybına yol açar. HMK m. 243/1'deki istisna ise sadece tanıkların bir sonraki celsede 'hazır edilmesi' haline özgüdür. Davalı taraf tanıklarını hazır etmemiş, sadece listeyi vermiştir. Karşı taraf da muvafakat etmediğine göre, kural olarak tanık dinletme hakkı düşmüştür. Ancak, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2018/9896 K. sayılı kararındaki karşı oy gerekçesinde belirtildiği gibi, kesin sürenin amacı davanın sürüncemede kalmasını önlemektir. Eğer tanık listesi ve avans, bir sonraki duruşma gününden makul bir süre önce sunulmuşsa ve bu durum yargılamada bir gecikmeye neden olmayacaksa, mahkemenin bu tanıkları dinlemesi, maddi gerçeğe ulaşma ve hukuki dinlenilme hakkı (HMK m. 27) açısından daha hakkaniyetli olabilir. Buna rağmen, HMK'nın lafzına sıkı sıkıya bağlı bir yorum, tanıkların dinlenmemesi sonucunu doğurur. Mahkemenin kararı, bu iki ilke arasındaki dengeyi nasıl kurduğuna bağlı olacaktır.