Bir ceza davasında, sanığın eyleminin TCK'da düzenlenen hem kasten yaralama (TCK m. 86) hem de konut dokunulmazlığını ihlal etme (TCK m. 116) suçlarını oluşturduğu sabit görülmüştür. Mahkeme, bu durumda sanığı sadece daha ağır cezayı gerektiren suçtan mı cezalandırmalı, yoksa her iki suçtan da ayrı ayrı mı cezalandırmalıdır? (Bkz. Yargıtay 4. HD, 2014/12046 E., 2015/9561 K. kararındaki mantık)
Mahkeme, sanığı her iki suçtan da ayrı ayrı cezalandırmalıdır. Bu durumda gerçek içtima kuralları uygulanır. Kasten yaralama suçu ile korunan hukuki değer 'vücut dokunulmazluğu' iken, konut dokunulmazlığını ihlal etme suçu ile korunan hukuki değer 'kişi hürriyeti ve güvenliği' kapsamında özel hayatın ve konutun mahremiyetidir. Sanık, tek bir olaylar dizisi içinde, farklı hukuki değerleri ihlal eden birden fazla fiil işlemiştir. Bu fiillerden biri, diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni değildir (bileşik suç durumu yoktur). Tek bir fiille birden fazla farklı suçun oluştuğu fikri içtima durumu da (TCK m. 44) söz konusu değildir, zira konuta girme ve yaralama eylemleri birbirinden ayrı, bağımsız fiillerdir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2015/9561 K. sayılı kararında, ceza mahkemesinin sanığı her iki suçtan da mahkum ettiği bir olaya dayalı tazminat davasında, hukuk mahkemesinin konut dokunulmazlığını ihlal eylemini göz ardı etmesi bozma nedeni sayılmıştır. Bu da her iki fiilin ayrı ayrı hukuki sonuçlar doğurduğunu gösterir. Dolayısıyla, sanık hem TCK m. 86'dan hem de TCK m. 116'dan ayrı ayrı cezalandırılmalıdır.