Ceza Genel Kurulu'nun 2010/70 sayılı kararında belirtildiği gibi, rüşvet suçunun 'çok failli bir suç' olmasının, suçun oluşumu için 'karşılıklı bir anlaşma'nın varlığını zorunlu kılması ne anlama gelir? Bu 'anlaşma'nın, menfaatin fiilen sağlanmasından önceki rolünü ve rüşvete teşebbüs açısından önemini açıklayınız.
Rüşvet suçunun 'çok failli' bir suç olması, suçun oluşabilmesi için en az iki tarafın (rüşvet veren ve rüşvet alan kamu görevlisi) 'suç işleme iradelerinin birleşmesi', yani aralarında bir 'anlaşma' olması gerektiği anlamına gelir. Bu, rüşveti, kamu görevlisinin tek taraflı iradesiyle işlenen irtikaptan ayıran temel unsurdur. **Anlaşmanın Rolü ve Rüşvete Teşebbüs:** TCK m.252, rüşvet suçunu bir 'tehlike suçu' olarak düzenlemiştir. Suçun tamamlanması için, menfaatin fiilen sağlanması 'şart değildir'. Taraflar arasında, kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması karşılığında bir menfaat sağlanması konusunda 'anlaşmaya varılması', suçun tamamlanması için yeterlidir. Bu, 'anlaşma rüşveti' olarak adlandırılır. - **Menfaatin Fiilen Sağlanmasından Önceki Rolü:** Anlaşma, suçun kurucu unsurudur. Anlaşma sağlandığı anda suç tamamlanmış olur. Menfaatin sonradan verilmesi, sadece suçun infazına ilişkin bir aşamadır. - **Rüşvete Teşebbüs:** Eğer taraflar arasında bir 'anlaşma' sağlanamamışsa, yani taraflardan birinin teklifi diğeri tarafından kabul edilmemişse, rüşvet suçu 'teşebbüs' aşamasında kalır. Örneğin, bir kişinin kamu görevlisine rüşvet teklif etmesi ancak kamu görevlisinin bunu reddetmesi, 'rüşvet vermeye teşebbüs' suçunu oluşturur. Aynı şekilde, kamu görevlisinin menfaat talep etmesi ancak karşı tarafın bunu kabul etmemesi, 'rüşvet almaya teşebbüs' suçunu oluşturur. Anlaşma, suçu teşebbüsten tamamlanmış suç aşamasına geçiren kritik bir eşiktir. (TCK m.252; CGK-K.2010/70)