Anayasa Mahkemesi ve AİHM'nin 'mülkiyet hakkı' yorumunda, 'meşru beklenti'nin korunması ilkesinin, idarenin eylemlerine karşı bireylere nasıl bir güvence sağladığını, özellikle 'yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına' dayanan beklentilerin rolünü açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #62503

Anayasa Mahkemesi ve AİHM'in özerk yorumuna göre mülkiyet hakkı, sadece mevcut mülkleri değil, aynı zamanda bir ekonomik değeri elde etmeye yönelik 'meşru beklentileri' de korur. Meşru beklenti, bir kişinin, yeterli hukuki temele dayanarak, belirli bir malvarlığı değerini elde edeceğine dair makul ve güçlü beklentisidir. **İdarenin Eylemlerine Karşı Güvence:** Bu ilke, bireyleri, idarenin keyfi ve öngörülemez eylemlerine karşı korur. Birey, bir hakkı elde etmek için kanunların ve yerleşik yargı içtihatlarının öngördüğü yolda ilerlerken, idarenin sonradan bu yolu keyfi bir şekilde kapatması veya beklentiyi boşa çıkarması, mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelir. **Yerleşik Yargı İçtihadının Rolü:** Bir beklentinin 'meşru' sayılabilmesi için, 'ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına' dayanması gerekir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi Kararı). Örneğin, Yargıtay'ın, belirli bir durumda kamulaştırmasız el atma tazminatına hükmedileceği yönünde onlarca yıldır devam eden istikrarlı bir içtihadı varsa, benzer durumdaki bir bireyin de aynı tazminatı alacağına dair beklentisi 'meşrudur'. İdarenin veya bir mahkemenin, bu yerleşik içtihada rağmen, somut bir gerekçe göstermeden bu hakkı tanımaması, bireyin meşru beklentisine ve dolayısıyla mülkiyet hakkına bir müdahale teşkil eder. Bu, hukuki güvenlik ve hukuka güven ilkelerinin temel bir gereğidir. (Anayasa m.35; AİHS Ek 1. Protokol m.1; AYM Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi Kararı; AYM Cumali Karaşahin Başvurusu)