Yargıtay içtihatlarında, 'boşanma davası dilekçesinin içeriği' ile 'tanık beyanlarının' uyumlu olması ve tanıkların, dilekçede dayanılmayan vakıalar hakkında beyanda bulunmasının 'iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı' karşısındaki durumunu analiz ediniz.
Çekişmeli boşanma davalarında, tanık beyanlarının hükme esas alınabilmesi için, 'dava ve cevap dilekçelerinde dayanılan somut vakıalarla' ilgili ve uyumlu olması gerekir. Bu, HMK'daki 'taraflarca getirilme' (HMK m.25) ve 'iddianın somutlaştırılması' (HMK m.119) ilkelerinin bir gereğidir. **İddia ve Savunmanın Genişletilmesi Yasağı (HMK m.141):** Dilekçeler teatisi (karşılıklı verilmesi) tamamlandıktan sonra, kural olarak taraflar iddia ve savunmalarını genişletemezler. Tanıkların, dilekçelerde 'hiç bahsedilmeyen', yani tarafların dayanmadığı yeni bir vakıa (örneğin, dilekçede sadece hakaretten bahsedilirken, tanığın ilk kez bir aldatma olayını anlatması) hakkında beyanda bulunması, bu yasağın dolaylı olarak ihlali anlamına gelir. **Yargıtay'ın Yaklaşımı:** Yargıtay, kural olarak, tarafların dilekçelerinde dayanmadıkları vakıalara ilişkin tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağına karar vermektedir. Çünkü karşı taraf, bu yeni iddiaya karşı savunma yapma ve delil sunma imkanından mahrum kalmıştır. Bu, savunma hakkının ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlaline yol açar. Hakim, tanığa, sadece dilekçelerde ileri sürülen vakıalar hakkında soru sormalıdır. Eğer taraflardan biri, tanığın anlattığı bu yeni vakıayı delil olarak kullanmak istiyorsa, şartları varsa 'ıslah' (HMK m.176) yoluna başvurarak dava sebebini veya iddialarını genişletmelidir. Aksi takdirde, dilekçede dayanılmayan bir vakıaya ilişkin tanık beyanı, hukuken 'yok' hükmündedir ve karara dayanak yapılamaz. (HMK m.25, 119, 141, 176; Yargıtay kararları)